Ruhsal Şifa ve Hipnoz ile Tedavi

Değişim

Research Oceans

Maddede öyle bir güç var ki; sen onu ne kadar anlamaya çalışırsan, o kadar deşifre oluyor ve mad­denin hakikatine o kadar ulaşıyorsun. Bakış açın, ufkun değişiveriyor bir anda....

Oysa her şey yerli yerinde. Asırlardır Ruhsal Alem'de değişen hiçbir şey yok, değişen sensin, bu kadar basit...

Sen yükseldikçe, ufkun da değişiyor, gördüklerini daha net görmeye başlıyorsun. Sırlar çözülmeye, yanlışlar doğrulanmaya başlıyor. Simya gibi... Maddeyi değiştirmek isterken, sen değişiyorsun... Gerçekten bakır altına dönüşüyor. Zaten o altın idi ama senin bakışların onu seçemiyordu. Şimdi gözlük camların değişti, belirsizlik kalktı ve gerçeği görmeye başladın. Bu gördüğün bile bugünün gerçeği...

Yarın o da değişecek, yani sen değişeceksin.

Ruhsal Alem'de değişen bir şey yok. Biz örtüleri kaldırdıkça, farklı bir gerçekle yüzleşiyoruz. Değişim... Nereye kadar? O da ayrı bir bilmece...

Bilindikçe, bilinmeyenler çoğalıyor. Anladıkça, anlamadığını anlıyorsun. Aczini, kul olduğunu anlıyorsun.

Bir realitenin paşası, bir üst realitenin neferidir. Orada bir ersin. O süslü. Üniforman orada yok. Becerebilmişsen, apoletler sökülüp, benliklerinden soyunuyorsun. Gerçek “sen” oluyorsun.

Artık okyanusta bir damlasın ama orada ben yok, "biz" olmuşsun. Diğer damlalar gibi, okyanusa karışmışsın, aynı potada erimişsin.

İşte soyunmak budur... Dini ifade ile "günahlarından soyunmak"...

Kâbe’deki soyunmak, temiz bir giysi giymek budur. "Hacı" olacaksın... O da kolay değil.

Keşke onlar da bilse, şeytana atılan her taşın, kendindeki bir benlikten arınma olduğunu. İşte o zaman, hacılığın, hacı olmanın önemi daha iyi anlaşılırdı. Oysa gemiye binen bir yolcunun, sırtın­daki yükleri taşımaya devam etmesi gibi, hacca gidip aynı dönen nice insanlar var.

Bırakamamış, vazgeçememiş, acabalardan kurtulamamış. Yükler hala sırtında sadece yeni bir isim almış: "Hacı" ...

Gerçek hac, bir dönüm noktası olmalıydı onun için. Yeni bir yol, yeni bir başlangıç olmalıydı!

Bu değişimi yaşamalıydı içsel yapısında...

İşte "Sırat" budur. O köprüden geçmek kolay değildir. Yüklerden kurtulmak, “Terk" edebilmek ister.

Öyle hacılar vardır ki; Kâbe’yi hiç görmemişlerdir.

Şu halde, hacı olmak bir değişimdir, bir uyanıştır. Sembollerin çözümü ve gerçeğin anlaşılmasıdır. Sırat böyle geçilir.

Günümüz insanı da, kıyam zamanı Sırat köprüsünü geçmeye hazırlanıyor.

Gerçek "Kıyamet" küçük kıyamettir. Yani, insanın şuurlanmasıdır. Kıyamet insanın içindedir, insan bunun dışına kaçamaz! İçsel kıyamını yaşayan insan için, sırat köprüsü çoktan geçilmiştir.

Sırat, içimizdeki gerçektir, o gerçekle yüzleşmektir...

Selam ve Sevgiler

Cavit UTKU

Evrensel Bakışı Anlamaya Çalışmak

s1-1024

İnsanlığın yaratılışından bu yana, Ruhsal Âlem bizi genel olarak iki şekilde besleyip bilgilendirmiştir:

1- Tebliğler yoluyla

2- Görevli varlıklar göndererek, dinler yoluyla.

Tebliğ niçin verilir?

Varlıklardaki atıl enerjilerin harekete geçmesi için verilir. Tebliğin yansıttığı bilginin bize göre gerçekliği, ihtiyacımız oranındadır. Verilen tarihler, sözü edilen görevler, sarıp sarmalanmış, gizemli hale getirilmiştir. Buyüzden tarihlerde yanılırız, görevlerde yanılırız ve "neden bize farklı söylendi" gibi kısır anlayışlarla olayları yorumlama gafletine düşeriz.

Bizler üçüncü boyutun varlıklarıyız. Dördüncü boyut karşısındaki aczimizi bilelim. Dördüncü boyutun bilgisi, üçüncü boyutta anlaşılamaz. Çünkü bakış açımız ve şuur kapasitemiz çok dardır. Zaman-mekân kesişmesini bilip ayarlayamayız.

Örneğin bir tebliği ilk alışımızda, bizde (a) enerjisi harekete geçecektir. Bu hareketlenme, belki bir yıl sonra (b) enerjisini tetikleyecektir. Bunlar en ince hesaplarla hazırlanmış evrensel planlardır. Programlar bu doğrultuda işlerler. Onlar, en az kayıpla olayları idrak etmemiz için çaba harcarlar.

Şu satırları yazarken, hissettiğim gerçekleri yazdığımdan en ufak bir şüphem olmamasına karşın, bedenli bir varlık olarak uygulamada zaman zaman zorlandığımı itiraf etmek isterim. Doğru ve yanlış neye göre kıyaslanacak, diye çırpınmalarım halen devam ediyor.

Neyin doğrusu ve neye göre doğru? Kendi doğrumuz ya da şimdiki doğrumuz demekten öte çıkar yol bulamıyoruz.

Dünya tekâmülünde küçük parçaları birleştirmeye çaba harcarken, oluşturduğumuz bütünün hangi mozaikte, hangi panoda yine küçük bir parça olacağını yeni yeni öğrenmeye çalışıyoruz. Sözüm ona spiritüalist olan bizler...

Karanlık bir gecede gökyüzüne baktığımızda, irili ufaklı parlayan yıldız kümelerinin ihtişamı karşısında bilgimizin henüz emekleme çağında olduğunu idrak ediyoruz. Gittikçe genişleyen bir kâinatta, hatta kâinatlarda, dünya tekâmülünün bir anlık geçilecek bir yol olduğunu, onu bile geçmekte nasıl zorlandığımızı görüyoruz. Bunları düşündükçe, bu frekans düzeyini yakalayıp arayış içine girdiğimizde, saygı duymaktan öte yapabileceğimiz hiçbir şeyin olmadığını anlıyoruz. Elindeki değerleri bilmeden, yeni bilgiler arıyorum demek, bir realitenin insan üzerindeki obsesyonu, yani saplantısıdır. Bu arayış içinde olan bir varlık için en bilgece davranış, haddini bilmek ve susmak olacaktır.

Sükût, enerji toplamaktır. Susmayı bilen varlık, dinlemeyi ve anlamayı da bilir. Sadece benim doğrularım diyemez.

Haddini bilen, kendini, kendini bilen de, Rab'bini bilir.

Selam ve Sevgiler

 Cavit UTKU

İmajinasyonun Önemi

book of imagination by t1na-d7mlgj9

Neden insanın ıstıraplarla eğitildiği ve hak ettiğimize inandığımız halde, niçin arzularımıza ulaşamadığımız, çok sık karşılaştığım bir sorudur.

Hak ettiğimizi sandığımız sonuçlar bizim isteklerimizdir. Oysa Ruhsal Âlem, isteklerimize değil, ihtiyaçlarımıza göre hareket eder ve bizi yönlendirir. Biz idrak edemesek de onların amacı bizi yükseltmek ve tekâmülümüze hız kazandırmaktır.

Bunca yıllık yaşam bana şunu öğretti: vermeden hiçbir şeyi alamayız. İnsan olarak zamanlamamız ve beklentilerimiz o kadar kısır ve bencilce ki, sadece zannediyor ve maddesel yaşamın kurduğu tuzaklara takılıp kalıyoruz. Tek çare, o düşük frekans düzeyinden kendimizi kurtarıp, daha yüksek titreşimlere ulaşmaktır. Bu bir hissediş ve teslimiyettir. Her an görüp gözetildiğinin idrakinde olan bir varlık, Evrensel Yasalara uygun yaşama yolunu seçecektir.

"Her şeyin temeli bilgidir' sözünü öncül bir gerçek olarak kabul edersek, mevcut gerçeklerin, inanma duvarlarının ördüğü sınırların dışında kavranabileceğini kabul ederiz. Anlamak ve kavramak için tek realite, bilgidir.

Sadece inanma sınırlarının içinde kalmak, bir realitenin sınırlandırılması, yaşamın atıl hale getirilmesi demektir. Özetle önyargı, varlık için değişmez gerçek gibidir. Çünkü insan ona saplanıp kalmıştır. Bilginin işlenmesi, analiz edilmesi ise akıl ile yapılır. Artık öğrenmemiz gereken şey, geç kalınmış bir uygulamanın hayata geçirilmesidir. Bu uygulama, imajinasyon dediğimiz yaratıcı bir enerjinin kullanılmasıdır. Uygarlığımızın gelişmesinin ulaştığı seviyenin enerji kaynağı, imajinasyon yetisidir. Akıl imajinasyonun yaratıcılığı sayesinde işleyeceği bilgilere ulaşır.

15.yüzyılda Kopernik, 16.yüzyılda Galileo ve Kepler, H.yüzyılda Newton, ellerinde yeterli hiçbir araç bulunmazken, Güneş sistemimizin çalışma prensiplerini, genel çekim yasalarını matematiksel olarak bulabilmişlerdir. 19.yüzyılda gelişen optik teleskoplar aracılığıyla bunlar ancak kanıtlanabilmiştir. 20.yüzyılın başında Einstein, maddenin temeli olan atom yasalarını, evrensel çekim kanunlarını, ışığın yayılma dinamiklerini matematiksel olarak tam kesinlikle ispat etmiştir. 20.yüzyılın sonunda gelişen bu teknoloji Einstein'ın tüm teorilerinin doğruluğunu kanıtlamıştır.

Deneyden bağımsız bir matematiğin nasıl oluyor da duyularımızın ulaşamadığı bu gerçeklikleri bulduğu, bugünkü bilimin en büyük paradoksudur. Çünkü Einstein, laboratuar çalışmaları ile değil, salt imajinasyon ve rasyonel aklın gücü ile bu gerçeklere ulaşmıştır.

İnanmanın ötesinde, imajinasyon yetisinin aklın sınırları içinde değerlendirilmesi, idrak fakirliğimizin bir göstergesidir.

İmajinasyon yetisi, aklın sınırları içinde değerlendirilemez.

Selam ve Sevgiler

Cavit Utku

DUYURU

prd

Parapsikoloji ve Ruhsal Araştırmalar Derneğinin haftalık seminerleri devam ediyor.

Parapsikoloji ve Farkındalık Seminerleri Nedir?

Kişinin kendini ve varoluşunu tanıması için gerekli bilgilerin paylaşıldığı ve uygulamalarla içselleştirildiği çalışmalardır.

Seminerlerde kendi ruhsal yapımız, evrensel yasalar, psikolojik süreçlerimiz, kendimizi tanımak, kendimizi yönetmek ve kendimiz olmak yolunda ilerliyor olacağız.

Seminerler, belli uygulamaları içermektedir ve öğrendiklerimizi içselleştirmemizi sağlar.

Parapsikoloji Nedir?

Günümüz parapsikolojisi modern psikoloji ve modern tıbbın verileriyle doğu bilgeliğinin verileri arasında köprü oluşturan bağımsız bir bilim dalıdır.

İnsan ruh ve madde ikilisinden oluşmuş bir yapıdır. O halde kendimizi incelerken, geliştirip, olgunlaştırırken ruhsal yanımızı da dikkate almalıyız.

Ayrıca her hafta Üstat Dr. Bedri Ruhselman’ın İlahi Nizam ve Kâinat kitabı üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.

1959 yılında “Önder” adı verilen Büyük Vazife Planı’ndan gelen bilgilerin içerdiği konular paylaşılmaktadır.

Benlikler ve Zaman

relaxing nature

6 Mart 2016

Nasıl bir uygarlık içinde yaşıyoruz? Bilimsel gelişmelerimizi, her ne kadar göklere çıkarsak da, yaşadığımız uygarlık, maddenin esiri bir uygarlık. Gerçek bilginin göz ardı edilip, egosal çıkarlarımızın ön planda tutulduğu skandal bir uygarlık içinde yaşıyoruz.

Benliklerinin etkisi altında yolunu şaşırmış, gözleri kapalı, el yordamıyla kendine yön vermeye çalışan bir uygarlık... Karanlık şuurunun girdaplarında, yaşadığı zamanın değerini bilmeden, günlerini bonkörce harcayan, savurgan bir uygarlık... Paramızı harcarken gösterdiğimiz titizliğin onda birini, keşke zamanı değerlendirirken de gösterebilsek...

Zaman nedir?

Zaman, Ruhun bir melekesidir. Zaman, eylemlerin ifadesidir. Zamanı yaşayan, ona değer veren ve yaşatan, ruhtur. Tekâmül, zamana hâkim olmaktır. Zamana hâkimiyet, yapabilme gücüdür. Tekâmül etmiş varlık, dış eylemlerden arınmış varlık demektir. İnsan, zaman yolcusu olarak, zamana hâkim olmak gibi bir vazife ile gelmiştir. Tekâmülde zamana hâkim olmanın önemini idrak eden insan, kendine hedefler koyabilen insandır. Asıl hedef ise, yukarıda belirlenir. Planın dünya orta­mında seni nerede konuşlandıracağını bilemezsin.

Örneğin: Genel Kurmayın yayınladığı bir genelgenin ana maksadı ve içeriği, daha alt kademeler tarafından bilinir mi? Her subayını ayrı bir göreve gönderir ve bu hazırlık belki beş sene sonra kurulacak bir kurumun, bir öğretinin hazırlığıdır. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, yukarısı da görevi verir, sonra bu parçalar birleştirilir. Gerçek vazifelilerin amaçlarını bilemeyiz. Varlığın hangi nedenle, nerede görevlendirildiği, bizler tarafından bilinmez.

Kur'an'da, "Onlar sağır ve dilsizdirler, ne istediklerini bilemezler" derken, "Onlar ana mak­sadı bilemezler" denmek istenmiştir.

Bizim, ana sistemden haberimiz yoktur. İnsanın zamana tasarruf etme bilgisi, planlama, uygulama becerisi eksik ve çok kısırdır. Hedefi, birkaç günlük veya birkaç aylıktır. O hedef belirgin duruma geldikçe; içinde bulunduğu zamana da hâkimiyeti başlar. İnsan ne kadar uzun hedefli uygulamalar yapıyor, ne kadar geniş düşünebiliyor ve o anlamda hedefler koyabiliyorsa, zamana o kadar hâkim oluyor diyebiliriz.

Zaman bilgi demektir. Benliklerin egemen olduğu yere yeni bilgi gelmez. "Altın çağ" başlayamaz. Bunlar aşılacak ve alış devrinden, vericilik anlayışına geçilecektir. Bilgiyi yaşamın içinde aramalıyız. Gerçek bilgi sokaklardadır, caddedeki insanlardadır. Yeter ki gözlemleyelim...

Zaman enerjisini yoğurarak açık bilgiye zemin hazırlayan dünya öğretmenleri, vazifelerini ek­siksiz yerine getirmişlerdir. Gezegenimizde, Üstat görünümünde yaşamış olan vazifeliler, bugün aramızda olmasalar bile, yaktıkları ateşi hasat gününe kadar koruyacaklardır. Bizden beklenen, şuurun benlikler üzerindeki hâkimiyetidir.

Yürümesini bilene, yol daima açıktır.

Selam ve Sevgiler

Cavit UTKU

Bizi Düşündüren Tesadüfler!

bizidusundurentesadufler

9 Ocak 2016

Sevgili Okurlarımız,

Hemen her gün dilimizden düşmeyen bir sözcük “Tekâmül”.

Tekâmül, Ruhun madde içinde oluşturduğu şuur alanlarının yükselmesi demektir. Buna frekans yükselmesi de diyebiliriz. Aslında şuur yükselmiyor, sadece o şuur hali bırakılıyor. Varlık daha yük­sek düzeyde enerji alanlarına doğru dönüşüm ve geçiş yapıyor. Eğer o şuur hali bırakılmazsa, o bilgi parçacıkları Ruha aktarılmazsa, bu ondan vazgeçmek demektir. Vazgeçmek de otomatizma içinde oluyor. Otomatizma içinde yapılan bir uygulama, bağlı şuurla hareket etmek demektir. Bağlı şuur, benlikler tarafından yönetilen şuurdur.

Devamını oku...

Yeni Yıl Dileklerimiz

 yeni-yil

Sevgi, Mutluluk, Cesaret ve Delilik Bir Arada...

 

Sevgili Yol Arkadaşlarımız,

Klasik gibi gelecek ama bu da bir gerçek, bir yılı daha iyisiyle, kötüsüyle bırakmak üzereyiz. Gerek kendi bilinçaltımıza gerekse çevremizdekilerin bilinçaltlarına bir sene boyunca bir şeyler ektik durduk.

Tabii ki bunlar önümüzdeki yıl sırasıyla yeşerecekler.

Biz de bu sonuçlarla yüzleşeceğiz.

Her geçen gün, bizden ya bir şeyler götürmekte ya da bize bir şeyler katmaktadır. Farkındalık içinde geçen her gün bizler için birer kazançtır.

Ne yazık ki olaylar içinde olay olarak zamanımızı boşa harcamaktayız.

Yaşamanın tuhaf yönleri vardır, eğer sadece iyinin dışında bir şeyi kabul etmezseniz elinizdeki en iyi o oluyor. Oysa çok daha fazla iyiler bulmak mümkündür.

Yeni bir yıla girmek üzereyiz. Ümit ederim ki bu yıl bizim için kendini bilme, kendini tanıma ve kendini yönetme yılı olsun.

İyisiyle, kötüsüyle birçok bilgiler aldık fakat ne kadarını kullanabildik?

Evimizdeki kitaplıklarda sayısız bilgiler içeren eserlerimiz var. Eğer okumamışsak kitaplarımızla övünmenin hiçbir değeri yoktur. Hatta şunu da söyleyebilirim ki, önemli olan yaşamda veya bir kitap da olsa, önemli olan “çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”

Yaşadığımız her olay bize yeni bilgiler getirmektedir. Yeter ki biz onları görebilelim. Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.

Sadece gözlerimiz değil, gönül gözlerimizi de açmak zorundayız. İnsanlara bir şeyleri öğretmek çok güçtür, hatta kolay kolay da öğretemezsin. Ancak, öğrenmeyi kendi içinde bulacağını öğretebilirsin.

2016 yılının bütün dostlarımıza uğurlu ve hayırlı olmasını dilerken, ünlü dâhilerden Peter Drucker’in güzel bir sözünü de paylaşmak isterim.

“Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur.”

Gene biliyoruz ki hedefsiz gemiye rüzgârlar bile yardım edemez. Amacınız ve hedefiniz olan bir yolda yürümenizi ümit ederken, yeni yılda sağlık, başarı ve huzur dolu günler dilerim.

Yasemin Cavit UTKU

Yaşadıklarımız

sondevirler30.11.2015

Son günlerde kime hatırını sorsam, mutsuzluğundan ve sıkıntılarından söz ediyor... Bir şeylerin iyi gitmediğinden, açıklık getirilemeyen içsel bir sıkıntının, bir baskının varlığından herkes rahatsız... Nedir tüm bu yakınmalar? Kafamıza vura vura anlatılmak isteneni, anlamamakta hala direniyoruz!

Kâinatta her şey eşitlenmek zorunda. Denge sağlanıyor, fakat bu programda acı da var. Kolay yolu seçmemişiz her nedense... Oysa toplum olarak atalet uykusundan uyanıp, "Hepimiz bütüne ait varlıklarız" diyebilsek, işte o zaman negatif enerji yayınlarını bir anda pozitife çevirmek işten bile değil. Negatif birikimlerin oluşturduğu büyük enerji topunun erimesi için, ne yazık ki büyük şoklara ihtiyaç var...

Bunlara rağmen hala savaş çığlıkları atmaya devam ediyoruz, pervasızca...

Devamını oku...

Yıldız Tohumlu Çocuklar

yildiztohumlu

30.10.2015

İndigo ve kristal çocuklardan sonra “yıldız tohumlu” diye isimlendirilen çocuklardan söz etmek istiyorum.

Dünya gezegeni kendine özgü belli süreçlerden geçiyor.

Bunun gereği olarak da son nesil diyebileceğimiz “yıldız tohumlu çocuklar” dünyamıza doğmaktadırlar.

Devamını oku...

Cinler ve Şifa

CİNLER VE ŞİFA

Sevgili Okurlarımız,

Son günlerde bana gelen danışanlarım genellikle Cinlerden ve kendilerini nasıl korkuttuklarından söz ediyorlar.

Cinler nedir ve neden bizi rahatsız ederler?

Cinler, Ruh ve Madde arasında iletişim kuramamış ikinci boyutun varlıklarıdır. Onlar Ruh ve Madde arasındaki bir katmanda yaşar ve bizden beslenirler. 

Cinlerin insanları obsede etmelerinin gerçek nedeni, onların da insan bedenini kullanmayı öğrenme istekleridir.  Birçok insanda görülen kendi kendine konuşmalar, halk dilinde “tasallut”(Etki altına almak) denilen tesirlerden

Ötürü dür.

İstanbul’da rastladığım bir danışanım Cinlerle konuşur durumdaydı. Evinde yaşayan yakınları kendisinin gördüğü fakat diğer ev halkının göremediği bu varlıklarla bir arada yaşamaktan korku içindeydiler. Çocukları boşluğa bakarak birileriyle konuşuyor, zaman zaman onlarla tartışıyor, bazen onlara kızıyor, bazen de onlarla gülüyordu. Bu alışılmadık yaşantı hem anne ve babayı hem de kız kardeşini çok korkutmuştu.

Devamını oku...

Download Full Premium themes - Chech Here

София Дървен материал цени

Online bookmaker Romenia bet365.ro