Ruhsal Şifa ve Hipnoz ile Tedavi

Kozmik İşleyiş ve İnsanlığın Durumu

125 0

Evrenin nasıl başladığını, nasıl oluştuğunu ve nasıl sona ereceğini bilmiyoruz, bilebileceğimizi de pek sanmıyorum. Aslında Dünya yaşamı içinde bu dar şuur(bilinç) kapasitemizle Kozmik işleyişten söz etmek pek haddimiz değil. Ancak, yine de, anladığımız kadarıyla, sizlere bu konuda bilgi aktarmaya çalışacağız.

Bizler, kuşkusuz Dünya insanı olarak, bilemediğimiz konularla karşı karşıya gelecek, çoğu kez de yanıtlanması ve açıklanması güç olaylara tanık olacağız. Ama ne var ki tüm bunlar, insan bilgisi karşısında, zamanla, gereksinime göre gün ışığına çıkacaktır.

 

Evrende her ne kadar insan varlığını dehşete düşürecek gizemli olaylar oluşmakta ise de, yine de insan bilgisine değişmez sınırlar çizmek, çok yanlış ve tehlikeli bir iştir. Bu bir anlamda, tekamülü(evrimi) sınırlamaya kalkmaktır. Tekamül sonsuz olduğuna göre, bilgiye de sınır koyamayacağımız için, sürekli bir arayış içerisinde olmak zorundayız.

Öyle bir yolculuğa çıkmışız ki, bu yolculukta amaç, kendi kendimizi keşfetmektir. Bu uçsuz bucaksız alemde, kaçınamayacağımız bir hedefe doğru yol almaktayız. Eğer yer küremize uzaydan bakma olanağımız olsa, sayısız yıldızlar kümesi arasında, sanırım kendimizi ancak bir nokta olarak görebilirdik. Bu izlenimlerden sonra, yine de ısrarla dogmatik inançlara bağlı kalmak, din ve ırk ayrımları üzerinde durmak, akıl almaz bir davranış olmuyor mu?

Uzaya gidip dönen astronotların yaşamlarında ve düşüncelerindeki büyük değişimler, sanırım hiç kimsenin dikkatinden kaçmamıştır. Çünkü onlar, doğrudan doğruya uzaydan dünyamızı gözlemleme olanağını bulmuş şanslı kişilerdir. Uzaydan bakıldığında, ne kadar dar ve sınırlı bir çerçeve içerisinde sıkışıp kaldığımızı ,anlamak, herhalde zor olmasa gerek. Sanki, suda yaşayan balıklar gibiyiz. Bazı balıklar su yüzeyinden yukarı sıçrayıp çevreye bakarak gördükleri değişik dünyayı arkadaşlarına anlatmaya çalışırlar. Fakat dinleyenler; "Bizimki herhalde şaşırdı, hayal görmeye başladı." derler. Ancak bir süre sonra, başkaları da aynı olayı yaşayıp, anlatmaya başlayınca, diğerleri; "Bizimkilere bir şeyler oluyor." diye düşünerek, endişe ederler. Çünkü, onları anlamak için, olayı doğrudan yaşamak, yani bulunulan ortamın dışına çıkmak gerekmektedir. Demek ki, yaşadığımız ortamın dışına çıkmadıkça, yani başka gezegenlere ulaşmadıkça, kendi yaşam koşullarımız ve yaşam sınırlarımız hakkında pek bir şey söyleyemeyiz.

Bir gün, küçük balık büyük balığa sormuş: "Bana suyu tanımlar mısın?" Büyük balık şöyle cevap vermiş: "Sen bana suyun olmadığı bir yer göster, ben sana suyu tanımlayayım." Şu halde bizler, bu sınırlı bilgilerimizle, evren hakkında fazla bir şey söyleyemeyiz. Ancak, Ruhsal Planlar'ın bizlere vermiş olduğu bilgiler ışığında, bazı açıklamalar ve görüşler ortaya koyabiliriz.

Önce kendi yaşamımızı örnek alarak, kozmik yasalara nasıl uyum sağlayabildiğimizi anlamaya çalışalım. Bizim aramızda, yani tüm varlıklar arasında, bir eneıji, bir bilgi alışverişi vardır. Bu enerji, aslında, maddesel ortamımızla ilgisi olmayan bir enerjidir. Yani ruhun kendi öz bilgisi oranında çıkmakta olan bir bilgi türü, enerjidir.

Bildiğiniz gibi, doğada bir ahenk, bir alıp verme dengesi vardır. Doğa, bu Kozmik Sibernasyon'unu sürdürürken, biz de bu işleyişe, bilerek veya bilmeyerek uyum gösteririz. Burada önemli olan, bu dengenin farkında olarak uyum göstermektir. İçinde bulunduğumuz madde ortamı, bize, hak ettiğimiz için verilmiştir. Bu yüzden, yine bize sunulan tüm maddesel yaşam şekilleri, ayrı ayrı, karşımıza çıktıkça, uygulayarak, bilgi edinmeliyiz. Birçoklarının yaptığı gibi, kendisine yaratılan ve karşısına çıkarılan tüm maddi olanakları geri itmek, bunlardan kaçmak, bilgi açısından büyük bir kayıptır. Yaşamın gerekliliği ve varlıkta yarattığı tüm değişimler, çevresindeki olayları kendi bilgisi oranında değerlendirmeye tabi tutması, onun, büyük gerçekleri idrak etmesine yarayacaktır. İşte ancak bu sayede, kozmik işleyişe uyum göstermek, kozmik yasaların farkına varmak olanağı doğacaktır. Bu dengeyi kurmak için, spiritüel(ruhsal) bilgilerimiz bize rehber olacaktır.

Önce şuna dikkat edelim; Alınan her bilgi, varlığın realitesine göre, uygulama alanında değişikliğe uğramaktadır. Varlıkların yaşam içerisindeki tüm hareketleri yeni bir sonucu doğurmakta olup, her oluşan sonuç ise, birbirinden farklı düzeylerde olmaktadır. Yapmış olduğumuz tüm etkinlikler sonucu kazandığımız bilgiler, "karma" olarak kendi özümüzde toplanmaktadır. İşte bizlerin olaylar karşısındaki davranışlarımız, kendi öz bilgimizin ürünü olmaktadır. İnsanlık, değişik realiteler içerisinde olmasına rağmen, sonunda aynı hakikatler çevresinde birleştirilecektir.

Gezegenimizde yıllardır öğrenim görmekte olan bizler, sonunda tek bir kapıdan çıkmak zorundayız. Çünkü Kozmos'a açılan bir tek “kapı“ vardır ve herkes bu kapıdan çıkmak zorundadır. Bunun için de toplumun dengeli ve aynı inanç düzeyinde olması gerekmektedir. Toplumu dengeye getirdiğimiz zaman iyilik, mutluluk ve huzur doğacaktır. Kurtuluş, uyanış ancak böyle olacaktır. 

Kozmik okyanusun tekamül okulları ve mekanları içinde gezegenimizi incelemeye çalışırsak; Dünya'mız henüz ana okulu fonksiyonunu yürütmektedir. Dünya sakinleri ise, Batlamyus'un dünyasından henüz kendilerini kurtaramamışlardır. (Batlamyus: Milattan önce yaşamış, "Yeryüzü, evrenin merkezidir, Kozmos'un incisidir." fikrini savunan bir bilgin!).

Dünya varlıklarının en önemli sorunları, tekamül yolunda, bu okulun derslerini yeterli bir şekilde başarabilmektir. Oysa bugünkü bilgilerimize bakarsak, Dünya'mız henüz emekleme çağındadır ve evrende bir nokta gibidir.

Bizler, Dünya varlığı olarak, kendi tekamül yolumuzun dışında, çeşitli soyut ve somut şeylerle ilgilenerek, asıl amacımızı ve yolumuzu yitirmekteyiz. İşte bu bizim en temel sorunumuzdur. Beşeriyetin, daha belli bir süre bu çocukluk dönemini yaşayıp, giderek tekamülün(evrimin) kozmik armonisine uyumlu, tekamülün doğru yolundan yürüyebilecek bir erginliğe, olgunluğa ulaştırılmasına çalışılacaktır. Ta ki beşeriyet, yani bu çocuk, doğru yol rehberliğini içinde buluncaya değin...

Beşeriyet bugünkü haliyle, kozmik ve doğa yasalarıyla inatlaşarak, gitgide kendisini batırdığı egosal bir yaşam çukuru açmış, Dünya üzerinde, her geçen gün doğanın kendine özgü denge durumu olan alıp verme olgusunu egosal yaşam uğruna perdelemiş ve nihayet doğaya da saldırarak, oturduğu dalı kesmeye çalışan bir beşeriyet oluşturmuştur. Egosal yaşam saplantısı, beşeriyet üzerinde kolektif bir şuur alanı tezahür ettirmiştir. Bu alan ego şuurudur.

Dünya insanlığı, gösterdiği çalışkanlığı ve başarıyı, en çok, kendini zincire vurma savaşında göstermiştir. Bu kaos ve ego zinciri öyle bir olgudur ki, bireyi öyle bir derin uykuya sokar ki, bu uykuda insan ancak kendini, yani elbisesini, bedenini algılar. Beşeriyet, bir kostümler, malikaneler, duyular evreni inşa etmenin vermiş olduğu hazlar ve ıstıraplar çemberinde, kısır döngüsünü gittikçe daralttığının bile şuurunda olmadan, temizlenmesi çok zor kozmik ve akışkan ve yapışkan kirliliğe bürünmektedir. İşte bu yüzden, helak olma olgusunun sınırlarına, kütleler halinde yürümektedir. Bu nedenle, bir bakıma kozmik cehennemin oluşturulmasında temel kazan kendisi olduğundan, şimdilik tedirgin olmasa bile, duçar olacağı bu olgu kaçınılmazdır. Tüm bu akışkan ve yapışkan kirliliğin oluşmasında, en etkin rolü olan beşeriyetin yoğun kütlesinin yanı sıra, evrimsel sınanmaların farkına varmış ve varacak olanların, yani madalyonun öteki yüzünü kendine çevirenlerin, kozmik varoluşun bir üyesi olduğunun farkına varanların, şuurlanmalarındaki dalgalanmalar, kolektif şuur alanlarının temelini atacaktır. Beşeriyetin bu kısır döngüsünü kıracak olan bu içe dönmüş insanlar topluluğu, bir bakıma Dünya üzerinde realite dönüşümlerini sağlayacak ilk kütleler olacaktır. Ne var ki sonunda, tüm beşeriyetin aynı hakikatler çevresinde toplanarak birleştirilecekleri de kesin bir gerçektir. Dünyanın uzun tekamül devresinin “kapısı” tektir. Ama bu kapıdan ancak Kozmos'un diğer başka okullarına gitmek üzere dışarı çıkılabilir.

Kozmik işleyişin, kozmik varoluşun evrim skalaları sonsuzdur. Her düzeyde varlığın eğitimini, kozmik işleyişe uygun düzeyde sağlar.

Helak olgusu içerisine girmiş, kozmik kirlilikleri yoğunlaşmış varlıkların, duçar olacakları evrim stratejisi, ıslah gezegenleridir. Fakat bu tek ve zorunlu çıkıştan önce, tüm kişilerin Dünya hakikat bilgisine sahip olmaları gerekmektedir.

Kozmik terazilerde tartılacak olan, tüm geçmişin ve bugünün değerlerinin sonuçları, itirazsız benimsetilecektir. Dünya insanlığı, getirmiş olduğu kozmik yüklerin altında, artık ezilmektedir. Bu iniltilerin yankıları, özellikle gelişmiş ülkelerde, rahatlıkla duyulmaktadır. Beşeriyet yeryüzünde artık homojen bir yapıya ulaşmıştır. Bu sonuç bizi şuraya götürüyor: Fizikteki olaylar kozmik işleyişin bir parçasıdırlar. Örneğin, negatif tesirlerin oluşmasına bir açıklık getirmek istersek; bir elementin içindeki atomların enerji düzeyleri, yani elektron sabiteleri normal ise, o element kararlı bir elementtir. Fakat elementin enerji düzey sabitesi dengesiz, kararsız bir halde ise, o element radyoaktif bir elementtir. Radyoaktif element, kendi içindeki kararsızlığı dışarıya da yansıtır. Bir bakıma bu element, bulunduğu mekan ve zamanda, negatif skalada dolaşır. Bu dolaşması, dengesizliği çoğaltma yolundadır. Oradaki dengesizlik, bulunduğu mekandaki sibernetik işlem düzeyine ket vurma olgusunu oluşturur. Bugün fizikte de kanıtlanmıştır ki, bir yerde radyasyon varsa, orada canlılık yoktur. Doğaldır ki bu, yeryüzümüz için geçerli bir olgu. Bunu beşeriyet için düşünecek olursak, şu sonuca varmış oluruz:

İnsanlığın meydana getirdiği tekdüze kararsızlık sabitesi negatif alanda yoğunlaştıkça, dengesizlik ve kararsızlık ivmesi çoğalmaktadır. Beşeriyet, ne kadar geri de olsa, ruhsal bir varlıktır. Dolayısıyla, elindeki bu ruhsal enerjiyi, negatif alanda kararsız sabitelerle kuşatırsa, gittikçe oluşturacağı kararsız enerji kaosu, içinde yaşadığı doğayı kontrolsuz bir düzeyde seleksiyona uğratır. Bu seleksiyon, yani bu ayıklama, şundan ötürü ortaya çıkar:

Doğa, kozmik yasalara bağlı olarak oluşmuş ve özerkleşmiş bir kozmik işleyiş içerisinde, alıp verme dengesinin korunmasıyla fonksiyonlarını düzenler. Burada fonksiyon düzenleyici, alıp verme dengesidir. Yani varoluş, enerji dönüşümleri arasındaki zamanlamanın yoğunlaşmasından oluşur.

Kozmik işleyiş, mikromatik ve makromatik varyantlann dizgisi içinde varolup gitmektedir. Biz de, zamanı algıladığımız için "varız" deriz. Her olgu, her işleyiş, bir öncekinin türevidir. Tüm olgular birbirinin türevidir. Daha açıkçası, bütün nedenlerin sonuçları vardır, her neden başka bir nedeni doğurur. Sebep, sonuç, sebep, sonuç…….> Özetle, her sebep bir öncekinin sonucu, her sonuç bir sonrakinin nedenidir.


Ruh, Allah'ın, yalnız kendisine özgü olan tasarrufu ile oluşmuş olan tek bir enerji çekirdeğidir. Bu enerji çekirdeği, eğer fiziki anlamda düşünmek gerekirse, tüm evrenleri dağıtmaya yeterli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu kadar söylenebilir. Enerji çekirdeğindeki enerji, ne bildiğiniz enerji; çekirdek, ne düşünebileceğiniz çekirdektir. Ancak bu kadar ifade edilebilir. İşte böyle bir ruh anlayışı içinde, ruhun tesirliliği, değişiklikler gösterir.”

Sadıklar Planı Tebliğleri

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Online bookmaker Romenia bet365.ro