Ruhsal Şifa ve Hipnoz ile Tedavi

Bizi Düşündüren Tesadüfler!

bizidusundurentesadufler

9 Ocak 2016

Sevgili Okurlarımız,

Hemen her gün dilimizden düşmeyen bir sözcük “Tekâmül”.

Tekâmül, Ruhun madde içinde oluşturduğu şuur alanlarının yükselmesi demektir. Buna frekans yükselmesi de diyebiliriz. Aslında şuur yükselmiyor, sadece o şuur hali bırakılıyor. Varlık daha yük­sek düzeyde enerji alanlarına doğru dönüşüm ve geçiş yapıyor. Eğer o şuur hali bırakılmazsa, o bilgi parçacıkları Ruha aktarılmazsa, bu ondan vazgeçmek demektir. Vazgeçmek de otomatizma içinde oluyor. Otomatizma içinde yapılan bir uygulama, bağlı şuurla hareket etmek demektir. Bağlı şuur, benlikler tarafından yönetilen şuurdur.

 

Bir kişi lüks bir arabaya sahip oluyor; fakat elinden alındığı ve onu kaybettiği zaman tekrar ona ulaşmak için çaba harcıyor. Ulaşamadığı için de strese giriyor; adeta kontakt yapıyor. İşte Ruhun en çok tezahür ettiği alan, ıstırapların yaşandığı alandır. En geliştiği an ise, elindeki malzemenin yok olduğu andır. İşlenmiş bilgi halinde bunlar şuurda değişik bir ayna ile yansımaya başlıyor. Yakıyorlar; yakılması demek, Ruha aktarılması demektir. Maksat, otomatizmadan çıkıp iradi aksi­yonları yerine getirmektir. İradenin devreye girmesi, güçlenmiş, işlenmiş bilgiyle uyanabilmek demektir.

Dikkat ederseniz, duyduklarımızdan daha çok, yaşadıklarımız bizi yönlendiriyor. Eğer biraz özveriliysek, önümüze konan olayların sesini duymamak, o mesajı almamak mümkün değil. En sağır olanlarımız için bile... Çünkü olayların ve onu organize edenlerin, hatır için konuşmak, kırıcı olup olmamak gibi bir dertleri yok... Hiç beklemediğimiz bir anda gerçekleri önümüze diziveriyorlar hak ettiğimizce…

Uyanan dersini alıyor belki; fakat hiç farkında olmayanlar, ya da rolünü unutup umursamayanlar da var bu oyunda. Öylesine olaylara tanık oluyoruz ki!...

Bursa'dan Yalova'ya gitmek üzere terminalden otobüse binmiştim. Koltuk numaram 42 idi. Yerime oturduktan beş dakika sonra, otobüsün arka kapısından ellerinin yardımıyla çıkmaya çalışan yak­laşık 30 yaşlarında bir erkek yolcu dikkatimi çekti. Yardım etmeyi düşünürken, sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi, tavır koyarak: "Siz rahatsız olmayın lütfen" diyerek beni adeta yerime çivile­di. Yerinin 41 numaralı koltuk olduğunu söylerken, elindeki biletini bana gösteriyordu.

Kendisine kolaylık olsun düşüncesiyle, ses tonumu yumuşatarak; ben cam kenarına geçebilirim dediğimde, kararlı bir ifadeyle, "Hayır ben yerime geçerim" diye tepki verdi.

Yolda derin bir sohbete daldık. Konumu gereği çok hassastı. Kendisini kırmamak için kelimeleri özenle seçmeye çalışıyordum. Üç yaşlarında geçirdiği bir rahatsızlığın yanlış teşhisi ve tedavisi sonucu, her iki ayağını da kullanamadığını, sakat kaldığını anlatıyordu.

Dört yıl kadar önce, Yalova sakatlar derneğinin ikinci başkanlığına seçildiğini ve etkinliklerini anlatmaya başladı. Ben, kendimi faal bir insan olarak görürken, duyduklarım karşısında suskun kaldım. Sakat olmasına karşın cıvıl cıvıl, hiç şikâyeti olmayan, diğer illerdeki derneklerle etkinliklerini anla­tan, mutlu bir kişi vardı karşımda.­

Durumunu kabullenmiş, sakatlığını umursamayan güçlü kişiliği karşısında şaşırmıştım. Otobüste 50 adet koltuk varken, onun yanıma oturmuş olmasının bir tesadüf olamayacağını düşündüm... Ve işte olayların dili dedim sessizce...

Yalova da kendisiyle eski bir dost gibi vedalaşırken, beni derneğine davet ediyor, "Sohbetimize bizim lokalde devam ederiz" diyordu.

Yenikapı'ya gitmek üzere deniz otobüsüne bindiğimde, sözleri hala kulaklarımdaydı "Bu hafta İstan­bul Sakatlar Derneği'ne davetliyiz. Bir hafta sonra Bursa'ya, sonra da Ankara'ya gideceğiz. Daha sonra davet sırası bizde tabi”.

 

Salona çıkıp oturduğumda, "ne kadar güçlü bir varlık, kendini aşmış, gururlu ve örnek bir insan", diye düşünmekten kendimi alamadım. Benliklerini yakmış, yönetimini ele almış bir ruh varlığı.... Nasıl ki; soğuk hava ile sıcak hava yer değiştirirken rüzgâr meydana getiriyorsa, benlikler de yer değiştirirken farklı ve acılı sonuçlar yaşıyoruz. Astraldaki negatif enerji birikimlerinin deşarjı kolay olmuyor! Bu tür örneklerle hepimiz karşılaşıyoruz.

Bir an durup kendimizi kurban gibi hissettiğimizde, katilimizin kim olduğunu artık biliyoruz: "Kendimiz". En iyi dostumuz kendimiz, en kötü düşmanımız da yine biziz.

Nerede bir sakat görsem, nerede farklı bir olayla karşılaşsam, "kim bilir hangi ekilen tohum biçili­yor", diye bu olayı hatırlarım. İnsan yarınını kendi hazırlıyor. Bugün ektiklerimiz, yarınki biçecekleri­mizdir.

Düşüncelerimizi fantezilerden uzak tutup, gerçekleri değerlendirirsek, daha mutlu olacağımız kesindir. Yeni bir döneme giriyoruz. Acı olaylarla yüzleşmeden önce, bir an durup neyin peşinde olduğumuzu düşünürsek, olayları daha net görürüz. Peşinden koştuğumuz şeylere gerçekten ihti­yacımız var mı diye kendimize sorduğumuzda, genellikle birçoğunun buna değmeyeceğini anlarız. Desinler anlayışından kurtulup, kendi iç kaynağımızdan gelen enerjilere uyum sağlamalıyız.

 

Günümüz insanı kendine güvenemiyor. Kendinden güç alamayınca da, ister istemez başkasının çekim alanına giriyor. Kendi çekim alanını kullanması için, kendi olması gerek...

Kendin olmak demek, uyanmak demektir. Kendin olmadığın takdirde, enerjini başkaları için tüketirsin.

Şuursuz yapılan her şeyin sonunda ıstırap vardır.

Hasat zamanını unutmayalım.   .

Rab'bi ile nefsini bir arada tutabilen varlık, Kâinatı anlar.

 

Selam ve Sevgiler

Cavit UTKU

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Download Full Premium themes - Chech Here

София Дървен материал цени

Online bookmaker Romenia bet365.ro