Ruhsal Şifa ve Hipnoz ile Tedavi

Su Deneyi

Suyun Bilinmeyen Özellikleri

İnsan değerli bir varlıktır, fakat bir o kadar da değerini bilmeyen ve kendini tanımaktan ürken bir varlık.
Toplum olarak karmaşık bir ortamda yaşam savaşı veriyoruz. Doğaya uyum sağlamak bir yana, basit çıkarlar uğruna dünyaya ve kendimize zarar vermeyi sürdürüyoruz.
Yaşantımızı irdelersek, mutsuz, bitkin, hedefi olmayan insanlar konumundayız.

 
Günümüz toplumunun büyük bir çoğunluğu kendisiyle yüzleşmekten korkuyor ve günden güne kendine yabancılaşıyor.
İçinde bulunduğumuz kaos, karmaşık yaşam biçimi; Ruhsal yapısından habersiz yaşayan biz insanları, sebebi ne olursa olsun, uyumlu yaşamdan uzaklaştırıp düzensizliğe doğru sürüklemekte.
Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu, birey olarak önce kendimizi tanımak, sonra doğaya, topluma saygı ve sevgi göstermek olmalıdır.
Bundan sonra da, buradaki konumuzda izleyeceğiniz gibi, doğayı ve doğadaki dört elementi tanımak olmalıdır.

Tüm bunların su ile ilgisi nedir” demeyin. Konunun akışı içerisinde Evrenin kusursuz gerçeğinin, su ile önümüzde biçimlendiğini göreceksiniz.
“Evrenin ve yaşamın sırlarını çözmenin anahtarını bulmak istiyorsak, önce sudan oluşan varlıklar olduğumuzu kabul etmek zorundayız.

İlk olarak fizik yapımızı ele alalım. 
Bedenimizin ortalama yüzde yetmişi sudan oluşur. 
Eğer yeni doğmuş bir bebeği dikkate alırsak, bedeninin yüzde doksanı sudur.

Su yaşamımızla öylesine iç içedir ki; şayet bir kişi sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdürmek istiyorsa, bedenindeki suyu saflaştırmak zorundadır. 
Akarsular nasıl ki saf kalmayı başarıyorsa, bizler de bedenimizdeki suyun sirkülasyonunu sağlamak zorundayız. Çünkü durgun su ölüdür.



SUYUN BEDENİMİZE ETKİLERİ
Vücudun günlük kaybettiği su gereksinimini karşılamak için, uzmanlar normal bir insanın günde 6-8 bardak su içmesi gerektiğini belirtmektedir.

Vücut ağırlığının yüzdesi olarak su kaybının sonuçları şu şekilde olabileceği belirtiliyor.

%1: Susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması 
%2; Isı artması, artan susuzluk hissi
%3: Vücut ısı düzeninin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi 
%4: Fiziksel performansın % 20- 30 düşmesi
%5: Baş ağrısı, yorgunluk
%6: Halsizlik titreme
%7: Fiziksel etkinlik sürerse bayılma
%10: Bilinç kaybı 


 

SU NEDİR
Su, yaşamın kaynağıdır. 
Su, evrenin yapıtaşıdır.
Su, bilinen tüm yaşam formları için gerekli olan, saf halde iken tatsız ve kokusuz bir maddedir. Küçük miktarlarda çıplak gözle bakıldığında renksizdir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Dünyada 1400 milyon km.3 (küp) su olduğunu söylemektedir.
Suyun kimyasal formülü H2O’dur. 
Bunun anlamı, bir su molekülünün iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğudur.
Dünyamızı çepeçevre kuşatmış olan su, tüm canlılara, bitkilere hayat verir. 
Suyu tanımak, kendini ve evreni tanımaktır.



SU KRİSTALLERİ
Su konusunda geniş bir araştırma yapan Japon araştırmacı “Masaru Emoto,” uzun araştırmalar sonucu, donmuş su kristallerinin resimlerini çekmeyi başarmıştır. 

Sanacell sağlık firmasının davetlisi olarak 2003 Temmuz ayında Berlin Teknik Üniversitesi’nde 1200kişiye konferans veren Emoto, su kristallerinin nasıl farklı şekillerde davrandığını, yüksek tepelerden hızla aşağıya akarken, bazen korkutucu bazen de büyüleyici bir yapı göstermesine karşın, temiz dağ suyunun berrak ve düzgün kristal yapıları içerdiğini tespit etti. 

Ayrıca, çocukları su ile konuşturarak, su kristallerinin verdiği tepkileri gözler önüne serdi.
Emoto, yaptığı sayısız deneyler sonunda, suyun sadece iyi ve kötü bilgileri , müzik ve sözleri değil, hisleri ve bilinçaltını da kaydettiğini ortaya çıkardı.

kristalSu ne kadar sevgi, duygusal sözler ve müzikle karşılaşırsa, altıgen kristal yapısı o denli güzel ve düzgün olmaktadır. 
Örneğin çekilen fotoğrafların birinde suyun yanında, şeytandan söz edilmişse, kristaller karmaşık bir biçime girerken, güzel sözlerle dua edilen bir su içinde, estetik yapısı mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor.



Emoto bu çalışmalarıyla, görünmeyen ruhsal bir evrenin varlığına da dikkat çekiyor ve göz ardı edilemeyecek önemli bir noktayı da işaret ediyor. 

Suyun sadece hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin olmadığını, aynı zamanda Evrenin dilini ve gerçek sevgi titreşimlerini de yansıttığını ispatlamaktadır.

Konunun bir başka yanı; suya Beethoven’ın bir eseri dinletildiğinde, su çok güzel kristaller oluşturuyor, fakat senden hoşlanmıyorum dendiğinde, ya da, metal müzik benzeri, bir parça dinlettiğinizde, çok karmaşık bir kristal oluşturuyor.

Konumuzu işlerken bu örnekleri sizlere izleteceğiz.

Suyun, bilgiyi hafızasında tuttuğu ve canlıdan canlıya aktardığı düşüncesi diğer araştırmacılar tarafından da destekleniyor. 

Ben yaklaşık (35) yıldır metafizik ve metapsişik araştırmaların içinde olan bir kişi olarak, suyun, bilgileri kendinde muhafaza edip, yeri ve zamanı geldiğinde gereken yerlere ulaştırdığına inanıyorum. 
Bu nasıl oluyor derseniz: 

Size, Evrende tesadüfe yer olmadığını, her olgunun bir plan ve program içeriğinde gerçekleştiğini hatırlatırım. 
Bu olguyu alışılmış bir kavram ile pekiştirelim. 



RAHMET YAĞIYOR
Yakın zamana kadar, hatta günümüzde belli bir yaşa gelmiş kişilerden sıkça duyduğumuz bir söz vardır; özellikle de doğu ve Karadeniz yörelerinde…
Yağmur yağarken “Rahmet yağıyor” derler. 

Her şeyin temelinde enerji olduğunu, enerjinin de değişime uğradığını hepimiz biliyoruz. 
Herhangi bir yöreye yağan yağmur, kendi özündeki bilgiyi oraya taşıyorsa, o bölgede yetişen sebze ve meyvelerin bünyelerindeki bilgiyi diğer ülkelere kadar ulaştırdığını düşünmek, konunun anlaşılması açısından daha yararlı olacaktır sanırım.

Kulağımızın genellikle 15 Hertz ile 20.000 Hertz arasındaki frekansları duyma yeteneğine sahip olduğunu biliyoruz.
Hertz: Uluslar arası bir birimdir ve tekrarlanan ses dalgalarının bir saniyedeki devir sayısını gösterir. Fakat doğada, bütün frekansları duyabilen usta bir dinleyici vardır: Su.
Karşı çıkacak olanlara şunu sorarım:
Kristal oluşumu neden müzikten etkileniyor? 
Neden söylenen kötü ve iyi sözler farklı kristaller oluşturuyor?

Bu sözlerin cevabı; her şeyin aslında bir titreşim olduğu gerçeğinde yatıyor.

Su, maddenin duyularımıza çarpan astralıdır, astral yapısıdır.
Hayatta organik canlılığı oluşturan elementlerin % 95 i su, % 5 i kuru maddedir. (Karbon kökenli)
Suyun nakletme özelliği vardır. İşlenen elektronları gereken yerlere taşır.
Su taşıyıcıdır. İnsan dışkısından (azot) bile toprağa düşen elektronlar, diğer tüm canlılara ulaşır.



SUYUN HALLERİ
Su yerkürede değişik hallerde bulunur: 
Su buharı (bulutlar)
Su, (denizler, göller)
Buz, (kar, dolu, buzullar) gibi. 

Su, sürekli olarak ”su döngüsü” olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.

Şimdi de Metafizik açıdan suyun hallerini öğrenelim:

Suyun üç hali vardır: Geçmiş, şimdi, gelecek.
Diğer maddelerde, geçmiş ve şimdi vardır.

Suyun içinde bulunan elektronlar, (Bilgiler) şayet gelecek nesillere aktarılacaksa; kuzey kutbuna doğru sürülür.
Orada buz halinde, örneğin beş bin yıl bekler. Zamanı geldiğinde buzullar çözülür, fırtınalar oluşur, yıllarca bekleyen elektronlar ve içeriğindeki bilgiler, gereken bölgeye ulaştırılır.

Su, her hale giren akıllı bir maddedir. Hücrenin temel yapısına bile girer.
Su, nasıl ki ısı enerjisi ile eriyerek molekülleri ayrışıyorsa, farklı bir enerji ile de buz haline girer, yani moleküller birbirine yapışır. 

Evrenin sırlarını çözmek istiyorsak, bunun anahtarı su' dur. 
Çünkü yapımızın genelini su oluşturuyor.Toplumun biçimlenmesinde suyun önemi büyüktür. 



SU BİLGİYİ HAFIZASINDA TUTAR MI
Japon bilimci Masaru Emoto, “ Su bilgiyi kopyalama ve hafızasında tutma becerisine sahiptir” diyor.
“Sonuç olarak, okyanuslardaki suyun da, içinde yaşayan canlıların hafızasını kayda geçirdiğini söyleyebiliriz.” diyerek devam ediyor.

Yeryüzündeki buzullar gezegenimizin milyonlarca yıllık tarihini hafızasında tutmaktadır.
Dünyamızı çepeçevre kuşatmış olan su, canlıların bedeninden akıp gezegene yayılarak devridaimini sürdürür.

Şayet suyun hafızasında kazılı bu bilgiyi okuma becerisine sahip olsaydık, epik (destanımsı) bölümlerden oluşan tarihi bir öykü okurduk.
Suyu bilmek, evreni bilmek demektir; doğanın ve yaşamın mucizesini anlamak demektir.

Emoto ; “Uzun yıllardır su üzerine çalışıyorum. Suyun bilgiyi kopyalama becerisini fark ettiğim günden beri de hayatım tamamen değişmişti” diyor.
“Bu keşfi yaptığımda Amerika’daydım; daha sonra Japonya’ya dönerek çalışmalarımı sürdürdüm.” Suyun bilgiyi hafızasında tutarak canlıdan, canlıya aktarması gerçeğinin tıp çevrelerince reddedildiğini de belirtiyor. 



ARAŞTIRMALARIN BAŞLANGICI
Ne zaman bir bilim insanı deneysel bulgularla bilim çevrelerinin karşısına çıksa, hep aynı tepkiyle karşılaşır, reddedilir.
Emoto bunu bildiği için, suyun bilgiyi hafızasına kaydettiğine dair fiziksel bir kanıtın nasıl bulunabileceğini düşünmeye başlar.
Düşüncenin bir enerji yayını olduğunu, düşüncelerimize bir imaj yüklediğimiz zaman bu imajın gerçekleşme olasılığının olduğunu biliyoruz. Ünlü bilimci bunu yaparak zihninin ve ruhsal yapısının kapılarını açmış oldu. 

Bir süre sonra eline aldığı bir kitapta şu cümle ile karşılaşır: “ Hiç bir kar kristali, bir diğerinin aynısı değildir.”

Bu bilgi kendisi için yeni değildir ancak, yaptığı çağrışım çok farklı anlamlar içeriyordur. 
Hemen mesajı alır ve aklında bir fikir oluşur: Şayet suyu dondurup kristallere bakabilirsem, her kristalin benzersiz olduğunu göreceğim der. 

Emoto aklına gelen fikri uygulamaya geçiren bir kişiliğe sahip olduğu için, aynı şirkette çalışan araştırmacı bir arkadaşını arayarak ona, kimsenin hakkında hiçbir şey bilmediği tamamen bakir bir alanda araştırma yapacağını söyler.

Uğraşlarının karşılığını alacağı garantisi olmamasına karşın, içinde en küçük bir şüphe bile yoktur. Deneylerinin başarılı olacağına emindir.

Önce hassas bir mikrofon kiralayarak buzluğundaki donmuş buz kristallerini incelemeye başlar. 
Buzlar oda sıcaklığında eridiği için buz kristallerinin resimlerini çekemezler.
İki ay süren bir deney sonucu nihayet ilk fotoğrafı elde etmeyi başarırlar.
“ Su bize güzeller güzeli altıgen bir kristalin fotoğrafını hediye etti “ diyor Emoto.

Şimdi Japon bilimcinin açıklamalarını irdeleyelim.
Daha sonra iç ısısını sabit tutan geniş bir depom olacaktı.
Fotoğraflarını çektiğim buz kristalleri sadece yirmi-otuz saniye kadar görünür halde oluyor ve ardından buz eriyordu.



BUZ KRİSTALLERİNİ NASIL ELDE ETTİM
Elli ayrı kaba elli su numunesi koyarak başladım işe. 
Daha sonra kapları yirmi derecede üç saat boyunca derin dondurucuda donduruyordum. Kabın bir milimetre kadar içinde yüzeysel basıncın oluşturduğu buz damlaları elde ediyordum.
Buz damlasının taç kısmına ışık verdiğimde de kristal ortaya çıkıyordu.
Önceleri farklı yerlerden aldığım musluk sularını inceliyordum. 
Tokyo’daki musluk suyu tam bir felaketti, bütünlüklü tek bir kristal bile biçimlenmiyordu; suyu sterilize etmek için kullanılan klor, suyun doğal yapısını yok etmişti.

Oysa nereden gelirse gelsin, ister kaynak suyu, ister yer altı suları, buzullar, deniz seviyesinden yüksekteki tatlı su kaynakları... 
insan eliyle müdahale edilmemiş sulardan daima bütünlüklü kristaller elde ediyorduk.



MÜZİĞİN SUYA ETKİSİ
Buz kristallerini fotoğraflama çabaları devam ederken Emoto’nun genç arkadaşı Kendisine farklı bir öneri sunar: “ Suya müzik dinlettiğimizde neler olacağına bir bakalım. “

Bu öneriye sıcak bakan bilimci arkadaşıyla birlikte hemen uygulamaya geçer.
Çeşitli denemeler sonucu düz bir platform üzerine iki hoparlör yerleştirip, ortaya da bir şişe su koyarlar ve sesi de normal müzik dinlenecek düzeyde açarlar.

Önce eczaneden aldıkları damıtılmış suyla yaptıkları deney onları mutlulukta şaşkına çevirir. 
Beethoven’in senfonisi son derece iyi biçimlenmiş harikulade bir kristal vermiştir. 
Mozart’ın 40. Senfoni’si de son derece zarif bir kristal verir. 

Bu etkileyici sonuçlara rağmen değişik deneyeler yapmaya karar verirler.
Bir kağıt üzerine “Teşekkürler” ya da “Aptal” gibi bir sözcük yazıp kağıdı su dolu şişeye sararak, suyun vereceği tepkiyi öğrenmek isterler.

Suyun bu kelimeleri okuyup anlamını kavraması ve buna uygun tepki vermesini beklemek mantıklı bir düşünce gibi görünmemesine karşın, sonuç şaşırtıcıydı:

kristal1
Su, “Teşekkürler” yazısına son derece güzel bir kristalle tepki vermişti.
Aptal kelimesi de, tıpkı metal müzikte olduğu gibi biçimsiz gizemliydi., parçalı kristaller vermişti.

Suyu öğrenmek, Evrenin ruhsal yapısını öğrenmek kadar gizemliydi. 



EVRENİN YAPITAŞI
Yıllardan beri doğayı ve sularımızı kirletmekteyiz. 
Artık su bizimle konuşuyor. 
Bilmemiz gereken her şeyi bize söylüyor. 
Bu sese kulak vererek kendimize yeni bir yol ve yöntem belirlemek zorundayız.

Bir bardak suyu içerken bile, onun insanlığa vermek istediği mesajı özümsemeliyiz. 

Sevgili okuyucularımız;
Sizlerle paylaştığım bu konu ve vermek istediğim mesaj, sanırım yerine ulaşmıştır. Size şunu hatırlatmak isterim. 

Bundan böyle elinize bir bardak su aldığınızda, lütfen içmeden önce paylaştığımız bilgileri anımsayın ve o bardaktaki suyun içinde size verilmesi gereken mesajlar olduğunu unutmayın. 
Size, eski bir söz olan “su gibi aziz ol” deyimini hatırlatarak, suyun bir özelliğini daha belirtmek istiyor, su gibi akıcı ve bilgi dolu günler diliyorum.

Sevgilerimle
Cavit UTKU

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Download Full Premium themes - Chech Here

София Дървен материал цени

Online bookmaker Romenia bet365.ro